Köylü Amcıklar – 56. Bölüm

O akşam, Şermin halsiz olduğundan yemeğe inmedik, oda servisine yemek siparişi verdim. Gelen yemeklerin yanında bir meyve sepeti ve bir şişe de Şampanya vardı. Oda servisini yapan çocuk, “Bunlar Atalay beyin ikramı. Sizi aramış, fakat cep telefonunuz kapalıymış. Kendisini arayacakmışsınız.” dedi.

Telefonumu Birgül ve Müge yüzünden kapatmıştım, huylarını biliyordum, zırt pırt mesaj atacaklardı. Çocuğa, “Ben Atalay’ı sonra ararım!” dedim. Ama aramayacaktım. Atalay büyük bir olasılıkla kayıt defterinde isimlerimizi görmüş ve yanımdaki hatunları merak etmiş olmalıydı…

Kaynanam Şermin’e kendi eliyle yediriyor, içiriyor, onunla sanki kendi kızıymış gibi ilgileniyordu. Şermin de bu ilgiden pek memnundu. Karnımızı doyurduktan sonra üçümüz birlikte Jakuzi keyfi yaptık, Şampanya içtik. Jakuzide sikişme ve amışma olmasa da, bol bol öpüşüp elleştik.

Jakuziden sonra tekrar ebeveyn yatağına geçtik, Şermin’i ortamıza alıp yattık. Yatakta da üçlü öpüşüp elleşmeler uyuyana kadar devam etti. Şermin’e kullandığığımız (Aşkım, Hayatım, Canım, Sevgilim, Bir tanem, Güzelim, Bebeğim, Yavrum,) gibi kelimeler havada uçuşuyordu. Bugün Amcık Hoşafı yaptığımız Şermin’in aynı zamanda Beyin Amcıklaması da geçirdiği yüzünden okunuyordu…

Ertesi sabah kaynanam yataktan kalkarken uyandım. Şermin halen uyuyordu. Kaynanam ise banyoya gidiyordu. Ben de kalktım, dün geceki Şampanyadan olsa gerek, acil işemem lazımdı. Kaynanam banyoya girip kapıyı kapayacağında yetiştim ve “Günaydın aşkım!” diyerek girdim içeri. Kaynanam şaşırmıştı, “Sen niye geldin, ben işeyecem!” dedi. “Ben de işeyeceğim!” dedim. Kaynanam, “Lan oğlum sapıkmısın? Çık da işeyim!” dedi.

Kaynanam, geçmişte ve benimle birlikteyken yaptığı birçok şeyi sapıklık olarak algılamazken, şimdi işerken yanında olmamı sapıklık olarak görüyordu. “Eee, uzatma da işe! Çok sıkıştım, hadi!” dedim. Gitmeyeceğimi anlayan kaynanam söylenerek klozete oturdu. Ama utandığından bir türlü işeyemiyordu…

Dayanamadım, boş Jakuzinin içine girip, kaynanamın şaşkın bakışları eşliğinde işemeye başladım. Çok geçmeden kaynanamın oturduğu klozetten de şarıl şarıl işeme sesi gelmeye başladı. Ama kaynanamın yüzü kıpkırmızı olmuştu ve alt dudağını ısırıyordu…

Kaynanama takılmak için, “Birlikte işemek daha zevkli oluyormuş, değil mi aşkım?” dediğimde, “Sapık! Sabah sabah şu yaptığımıza bak!” diye söylendi. Kaynanama, “Daha bunda ne var ki aşkım! Sonra sana birkaç işemeli video seyrettireyim, belki biz de aynısını yaparız!” dedim, internette izlediğim çok güzel işemeli pornolar vardı. Kaynanam, “Tövbe, tövbe!” diyerek tuvalet kağıdıyla amını kurulayıp sifonu çekti. Suyu açtım ve “Gel aşkım, duş alalım!” dedim. Kaynanam söylene söylene geldi yanıma, birlikte duşun altında yıkanmaya başladık…

Kasadaki paralar için kaynanamı ufaktan işlemeye başlasam iyi olacaktı, “Biliyormusun bugün ne yapalım aşkım?” dedim. Kaynanam, “Ne yapalım?” dediğinde, “Hiçbir şey yapmayalım! Tüm gün odada böyle çırılçıplak kalalım! Yeriz, içeriz, sikişiriz!” dedim.

Kaynanam gülerek, “Burayı Ef-Ka-Ka mı sandın?” dedi. Kaynanamın Almanya’daki ‘Frei Körper Kultur’ olayından bahsettiğini bildiğim halde, “Ef-Ka-Ka nedir aşkım?” diye sordum. Kaynanam bilgiç bir tavırla, “Almanya’da özel oteller var, plajlar var, herkes anadan üryan geziyor. Oralara Ef-Ka-Ka deniyor…” diye anlatmaya başladı. Kaynanamın verdiği detaylardan anladığım kadarıyla epey bir gitmişliği vardı öyle yerlere…

O sırada taşaklarımı şampuanlıyordum. Konuştuklarımızın etkisiyle olsa gerek yarağım kazık gibi olmuştu. Avucuma biraz şampuan döküp kaynanamın amını sıvazladım. Parmaklarımı amının içine sokup çıkarmaya başladığımda, “Höst! Sabah sabah kudurma!” diye söylendi. Höst diyerek yine bana hakaret etmişti.

“Konuşma da dön arkanı!” deyip, arkasını döndürdüm. Ensesinden biraz bastırınca öne eğildi, ayakta domalır hale geldi. Yarağımın başını amının dudakları arasına yerleştirip yüklendim. Şampuanın verdiği kayganlıkla yarağım dibine kadar girmişti. İki elimle belinden tutup sikmeye başladım amını. Yarağım Tren pistonu gibi hızlanan bir tempoyla kaynanamın amına girip çıkarken, aklım yine kasadaki paralarla ilgili strateji belirlemekle meşguldü…

Ben kaynanamı sikerken bir ara banyonun kapısı açıldı, Şermin girdi içeriye. Ruh gibiydi. Bizi hiç umursamadan oturdu klozete, işedi, sifonu çekip gitti. Tabii ben de istifimi bozmadan kaynanamın amına pompalamaya devam ettim…

Nekadar siktim bilmiyorum, ama kaynanamın inleyerek, “Yeter, ben bittim, hadi sen de gel artık, dizlerim tutmaz oldu!” demesiyle durdum. Yarağımı amından çekip çıkardığımda, kaynanam oflaya puflaya doğrulmak istedi. Ensesinden tekrar bastırıp, “Kal öyle, ben daha boşalmadım!” dedim. Göt deliğine biraz şampuan döktüğümde kaynanam niyetimi anlamıştı. “Off yaa!” diye söylenmesine aldırış etmeden yarağımı geçirdim götüne. Fazla sürmedi, birkaç kez pompaladıktan sonra götünün derinliklerine fışkırttım döllerimi…

Yeniden yıkandık. Kurulanırken, kaynanama, “Peki bugün ne yapacağız ya?” diye sorduğumda, “Bir sürü işimiz var! Ben Almanya’dan asıl niye geldim? Villa almak için para getirmedim mi?” dedi. Ben de, “Kafana taktığın şeye bak aşkım, tapu işlemleri artık 5 dakika bile sürmüyor!” dedim. Kaynanam, “Tapuyu almakla iş bitiyor mu? Sıfırdan ev düzülecek! Bu işler bir ayda biterse öp başına koy!” dedi.

Kaynanam Villanın esaslı temizliğinden, alınacak eşyalardan ve diğer bir sürü ıvır zıvır işten bahsediyor, fakat kasadaki paralara teğet bile geçmiyordu. Kaynanamı işkillendirmemek için üzerine gitmiyordum. Ama 4 Milyon Euro, otele sadece 10 dakika mesafedeki kasabada banka kasasında kuzu kuzu yatarken benim burada içim içimi yiyordu. “O halde ben Elçin hanımı arayım da, birazdan tapu işini halledelim!” dedim…

Telefonum kapalıyken, Babamdan, Ramazan çavuştan, Muharrem’den, Birgül’den, Müge’den, Atalay’dan ve birkaç kişiden daha bir sürü arama, bir sürü mesaj ve Nurcan’dan da görüntülü görüşme isteği gelmişti. Nurcan’ı epeyden beridir sallıyordum, ama şimdi de aramak için ortam uygun değildi. Mesajları ise başka zaman okuyabilirdim. Önce babamı aradım, konuştuk. Sonra Elçin’i aradım. Elçin biliyordu kaynanamın Almanya’dan geleceğini ve benim kaynanamdan Villa için para tırtıklayacağımı.

Elçin’le senaryoya uygun resmi bir konuşma yaptık ve tapu dairesinde buluşmak için sözleştik. Kaynanama, “Hadi aşkım, kahvaltı yapıp tapu dairesine gidelim!” dediğimde, “Sen kahvaltını yap git, tapuyu al gel. Ben Şermin’i yalnız bırakmak istemiyorum!” dedi…

Kahvaltı salonuna indiğimde hiç beklemediğim bir manzara ile karşılaştım. Masanın birinde, Atalay, Şaheste ve (Şaheste’nin annesi olduğunu düşündüğüm) bir kadın, kahvaltı yapıyorlardı. Kadın, yüz ve fizik olarak Şaheste’ye tıpatıp benziyordu. Tek ayrıştıkları nokta aralarındaki yaş farkıydı. Şaheste 16 yaşındaydı, kadın da yaklaşık 35 falan olmalıydı.

Şaheste’yi görünce müthiş heyecanlanmıştım. Ama sevinç ve üzüntüyü aynı anda yaşıyordum. Ne yapacağımı bilmeden salonun ortasında adeta donup kalmıştım. Kalp atışlarım hızlanmıştı. Şaheste’yi halen büyük bir aşkla seviyordum! Şaheste’nin beni affetmesi halinde birçok şeyden vazgeçebilirdim.

Atalay elini kaldırıp, “Harun!” diye seslenince toparlandım. Beni yanlarına çağırıyordu. Vardığımda Atalay, “Naber ortak?” diyerek kalktı, tokalaşıp, birbirimize sarıldık. “Otur kanka, kahvaltını buraya getirsinler!” deyip, garsona işaret etti.

Atalay’ın bizi tanıştırmasına fırsat kalmadan, “Günaydın, ben Harun!” deyip, önce kadınla tokalaştım. Kadın, “Günaydın, ben de Gülşen, Atalay’ın teyzesiyim…” dedi. Doğru tahmin etmiştim, kadın Şaheste’nin annesiydi. Elimi uzatıp Şaheste’yle de tokalaşacağımda, Şaheste annesine, “Ben odaya çıkıyorum, sınavlarıma hazırlanmam lazım!” diyerek, yüzüme bile bakmadan kalktı gitti. Elim havada kalmış, remen göt olmuştum. Bozulduğumu gizlemeye çalışarak oturdum.

Gülşen hanım, “Kızımın kabalığını affet Harun’cuğum! Normalde böyle huyları yoktu, ama son zamanlarda davranışları bir tuhaflaştı!” dedi. “Sorun değil, ergenlikte böyle şeyler normaldir.” dedim. Ama Gülşen hanım, “Kızımdaki bu değişiklik sırf ergenlikten kaynaklı değil, asıl sebep çok daha başka!” dediğinde, Atalay’ın götü de benimki gibi tutuşmuştu. Şaheste ile ilişkim ortaya serilince teyzesinden fırça yiyeceğini çok iyi biliyordu yavşak, işinin olduğunu söyleyerek kalkıp gitti.

Benim ise bu problemle yüzleşmekten başka alternatifim yoktu. “Evet, sizi dinliyorum Gülşen hanım. Asıl sebep çok daha başka diyordunuz?” dedim. Gülşen hanım elini koluma koyup, “Çok naziksin Harun’cuğum, ilgin için teşekkür ederim. Senin iyi bir dinleyici olduğundan eminim. Doğrusu benim de konuşacak, dertleşecek birine çok ihtiyacım var. Şu anda evliliğimin ve hayatımın akışını değiştirecek zor kararlar verme aşamasındayım. Ama bunlar burada iki dakikada konuşulacak şeyler değil. Hem senin de işin gücün vardır, değil mi?” dedi.

Boşuna telaşlanmıştım, olayın benimle ilgisi yoktu. Ama ortada çok daha ilginç bir durum vardı. Tecrübelerime göre böyle laflar eden kadınlarla sohbetimiz hep yatakta sonlanıyordu. Gülşen hanım eğer Şaheste’nin annesi olmasaydı, (İşim gücüm falan yok, hadi rahat konuşacağımız sakin bir yere gidelim!) diyerek götürür çatır çatır sikerdim. Hem de büyük bir zevkle sikerdim, kadının Sikilebilitesi yüksekti.

Ama Nurcan’ın annesiyle yaptığım hatayı, Şaheste’nin annesiyle de yapmak istemiyordum. Onun için saatime bakıp, “Haklısınız Gülşen hanım, kasabaya gideceğim, tapuda işim var!” dedim ve gelen kahvaltı tabağından acele bir-iki lokma yedim, bir-iki yudum da çay içtim.

Tam kalkmak üzereyken, Gülşen hanım, “Şey mi, kasabaya taksiyle mi gideceksin?” diye sordu. “Yok, arabayla. Niye ki?” dediğimde, “Aslında ben de bugün kasabaya gitmeyi düşünüyordum, kendime etek bluz falan bakacaktım. Olmazsa ben de seninle geleyim, taksiye boşuna para vermeyim. Sen tapuda işini hallederken, ben de bir iki mağaza gezerim. Sonra da birlikte döneriz, olur mu?” dedi.

Kabalık etmek istemediğimden, “Olur!” dedim. Gülşen hanım, “Kızıma kasabaya gideceğimi haber vereyim de merak etmesin!” diyerek çantasından telefonunu çıkardı. Sonra da, “Ben hep kapalı tutarım bu mereti, sadece lazım olduğunda açarım! Gerekli gereksiz arayıp vaktini alıyorlar insanın!” deyip, açtı telefonunu. Şaheste’ye bir mesaj attıktan sonra tekrar kapatıp çantasına koydu ve kalktık. Geçerken Atalay’a da kasabaya gideceğimizi söyleyecektik, fakat ortalıkta göremedik…

Arabaya binip yola çıkıca telefonuma peşpeşe birkaç mesaj geldi. Ekranda Atalay’ın ismini görünce telefonumu kapattım. Şimdi Atalay’la uğraşamayacaktım.

Gülşen hanım telefonumu kendisine jest olsun diye kapattığımı sanmıştı. Elini yine koluma koyup, “Refakatindeki bir kadına değer verdiğini her davranışınla gösteriyorsun Harun’cuğum. Kocam 24 saat elinden bırakmaz telefonunu, yatakta bile o meretle haşır neşir olur. Gerçi boşanma aşamasına gelmemizdeki sebep başka…” dedi ve anlatmaya başladı. Anlatırken her fırsatta elini koluma koymayı da ihmal etmiyordu. Kasabaya geldiğimizde halen anlatıyordu…

Aynen tahmin ettiğim gibi, kocasının başka bir kadınla ilişkisi varmış. Olay ortaya çıkınca da evlilikleri bitme noktasına gelmiş. İşin ilginç tarafı, boşanmalarını Şaheste’nin istiyor ve destekliyor olmasıydı. Söz konusu aldatma olunca, Şaheste (bana yaptığı gibi) öz babasını da bir kalemde çizip atmıştı. Buraya da boşanma öncesi Gülşen hanımın moral düzeltmesi ve cesaret toplaması için kısa bir tatile gelmişler. Ayrıca Gülşen hanımın (boşandıktan sonra) buralara taşınma gibi bir düşüncesi de varmış…

Tapu dairesinin karşısındaki otoparka girerken, Gülşen hanım etrafına bakınıp, “Geldik mi?!? Ne güzel sohbet ediyorduk!” dedi. Oysa arabaya bindiğimizden beri ben tek kelime bile etmemiştim, hep Gülşen hanım konuşmuştu.

Otoparkta Elçin’in arabasını görünce yanına parkettim. Saatime bakıp, “Etek bluz bakacaksanız az ileride bir-iki tane işe yarar mağaza var…” dediğimde, “Şey mi, tapuda işin çok sürer mi?” dedi. “Yok, fazla sürmez…” dedim. Gülşen hanım, “Etek bluz bakacak moddan çıktım şimdi, ben de seninle gelsem olur mu?” deyince, ister istemez, “Olur tabii.” dedim. İdris’in damadının tapuda çalıştığı aklıma sonradan geldi. Ama şimdi Gülşen hanıma (Vazgeçtim, gelme!) demek de olmazdı.

Arabadan inince, Gülşen hanım, “Topuklularla rahat yürüyemiyorum!” deyip koluma girdi, binaya kadar kolkola yürüdük. Asansöre bindik, tapu dairesine çıktık. Elçin tapu müdürüyle sohbet ediyordu. Selamlaştıkten sonra, Elçin, “Herşey hazır, sadece kimlik fotokopisi ve imza kaldı!” dedi. Gülşen hanımla Elçin’in birbirlerini tepeden tırnağa süzmeleri gözümden kaçmadı. Nüfüs cüzdanımı çıkardığımda, Elçin, “Fotokopi aşağıda, benim de çektirmem gereken evrak var!” dedi. Gülşen hanım müdürün yanında kaldı, biz çıktık.

Asansöre bindiğimizde, Elçin, “Ehh, alacağın olsun Harun! Kaynananı sikmekten beni aramaya vakit bulamıyorsun değil mi? İnsan bir arar, hal hatır sorar! Gerçi sana da hak vermek kazım, karı öyle bir-iki postayla falan doyacak gibi görünmüyor hani!” dedi. “Gülşen hanım kaynanam değil, kaynanam otelde kaldı…” dediğimde ise, “Pes valla, adam parasını yolacağı kaynanasını otelde bırakıp, siktiği orospuyla geliyor tapuya!” dedi.

“Zevzek zevzek konuşma, Gülşen hanım bizim Atalay’ın teyzesi! Aramızda öyle birşey yok!” dediğimde, “Atalay’ın teyzesi olunca amı götü yokmu? Eğer sen de bu karıyı sikmediysen, ben de kasabanın meydanında eşek gibi anırırım. Sikmene birşey demiyorum, sikeceksin elbette, açıkta bulduğu amı herkes siker, ama bana maval okuma!” dedi. O sırada asansör ineceğimiz katta durunca konuşmayı kestik.

Fotokopileri çektirip tekrar asansöre bindiğimizde, Elçin, “Bana bak, nerede sikiyorsun karıyı? Atalay ve kaynanan varken otelde biraz zor sikersin de, Pansiyona falan mı götürüyorsun?” diye sordu.

Gülşen hanımı sikecek olsam Pansiyona falan götürmeme gerek yoktu, nitekim az ilerdeki pasajın üstünde (vasat da olsa) bir dairem vardı. “Kaç kere söyleyeceğim, Gülşen hanımla aramızda öyle birşey yok!” dedim.

Elçin, “Geçeceksin bu hikayeleri, yemezler! Dur sana bir kıyak yapayım, ama karşılığında sonra sen de bana bir kıyak yapacaksın, sonra seninle işim olacak! Tamam mı?” dedi. “Ne kıyağı?” diye sorduğumda, “Dandik dundik Pansiyonlarda rezil olma, benim Villaya götür karıyı. Yatakodamın yerini biliyorsun zaten. Benim tüm gün İlçede işlerim var, akşama kadar rahat rahat sikişirsiniz! Ne diyorsun, kapının şifresini bir kağıda yazıp vereyim mi?” dedi.

Gülşen hanımla sikişmek için halihazırda Elçin’in Villasından daha güzel bir mekan zor bulunurdu…

[Harun]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir